Bakırköy’ün dar ve nemli sokaklarında yürürken, sıcak yaz akşamının havası tenime yapışıyordu. Bakırköy’ün eski apartmanları, balkonlardan sarkan çarşaflar ve uzaktan gelen tramvay sesleriyle doluydu. O akşam, işten erken çıkmıştım. Ofisteki monotoni, boğucu klima ve sürekli e-posta yağmuru beni yormuştu. Evin yolunu tutmak yerine, sahile doğru yürümeye karar verdim. Deniz kenarındaki o kalabalık, gürültülü ama bir o kadar da canlı atmosfer, aklımı dağıtabilirdi.
Ellerim cebimde, yavaş adımlarla yürüyordum. Vücudumun her hareketinde ince yazlık elbisemin kumaşı tenime sürtünüyor, kalçalarımın hatlarını belirliyordu. Saçlarım hafif rüzgârda savrulurken, burnuma tuzlu deniz kokusu ve uzaktan gelen ızgara dumanı karışıyordu. Bakırköy’de akşamlar her zaman böyleydi; bir yanda sıradan hayat, diğer yanda gizli arzuların fısıltıları.
Sahile yaklaştığımda, kalabalık biraz daha arttı. İnsanlar yürüyüş yapıyor, bazıları banklarda oturup denizi izliyordu. Ben ise daha tenha bir köşeye doğru yöneldim. Orada, eski bir iskelenin yakınında, tek başına oturan bir adam dikkatimi çekti. Koyu renkli bir gömlek giymişti, kolları dirseklerine kadar sıvalıydı. Kaslı kolları, güneşten bronzlaşmış teni… Gözlerimiz tesadüfen kesişti. Bakışı uzun sürdü. Ne gülümsedi ne de kaçtı. Sadece baktı. Ben de ona baktım.
O an içimde bir şey kıpırdadı. Belki de uzun zamandır bastırdığım o boşluk, o sıcaklık ihtiyacı. Adama doğru yürüdüm. Yanına oturdum, aramızda sadece bir karış mesafe vardı.
“Güzel akşam,” dedim, sesim beklediğimden daha alçak çıktı.
O da baktı. “Evet. Özellikle yalnızken.”
Adı Emre’ydi. Konuşmaya başladık. Önce sıradan şeyler… İş, şehir, yazın boğucu sıcaklığı. Ama her cümlede bakışlarımız birbirine daha fazla yapışıyordu. Onun gözleri koyu kahverengiydi, bakışları sanki tenimi sıyırıyordu. Ben de bacaklarımı hafifçe açarak oturdum, elbisemin eteği dizlerimin üzerine çıktı. Onun bakışlarının oraya kaydığını fark ettim.
Konuşma yavaş yavaş değişti. “Burada sık sık mı oturursun?” diye sordum.
“Bazen. İnsanların gözlerinden uzak kalmak istediğimde.”
“Peki… şimdi uzak mı kalmak istiyorsun?”
Gülümsedi. “Hayır. Artık değil.”
Ellerimiz neredeyse değiyordu. Ben parmaklarımı uzattım, onun elinin üzerine koydum. Sıcaklığı tenime yayıldı. Emre parmaklarını kıvırdı, benimkileri kavradı. O dokunuş, basit bir temas gibi görünse de, içimde bir ateş yaktı. Bacaklarımın arasından bir sızıntı hissettim. Külotumun kumaşı çoktan nemlenmişti.
“Burada kalamayız,” dedim fısıltıyla.
“Nereye gideceğiz?”
“Biliyorum bir yer.”
Ayağa kalktık. Ellerimiz hâlâ birbirine kenetliydi. Bakırköy’ün arka sokaklarına doğru yürüdük. Dar bir ara sokaktan geçtik, eski bir apartmanın kapısına geldik. Anahtarı cebimden çıkardım. Bu, bir arkadaşımın boş dairesiydi; tatildeydi, bana bırakmıştı. Kapıyı açtım, içeri girdik.
Işıklar kapalıydı. Perdeleri çektim, sadece sokak lambasının soluk ışığı odaya süzüldü. Emre kapıyı kilitledi. Dönüp bana baktı. Aramızdaki mesafe bir adım bile değildi. Ellerini belime koydu, beni kendine çekti. Dudaklarımız birbirine değdi. Öpücük yavaş başladı, sonra hızlandı. Dili dilime dolandı, dişlerim dudağını hafifçe ısırdı. Ellerim gömleğinin düğmelerini açmaya çalışırken, onun elleri elbisemin fermuarını indirdi.
Elbise omuzlarımdan kaydı, yere düştü. Sadece dantel bir sutyen ve ipek bir külot kalmıştı üzerimde. Emre bir adım geri çekildi, beni süzdü. “Tanrım…” diye mırıldandı.
Ellerini göğüslerime götürdü. Sutyenin üzerinden avuçladı, parmaklarıyla meme uçlarımı sıkıştırdı. Ben inledim. O ses, odanın sessizliğinde yankılandı. Sutyeni çıkardı. Göğüslerim serbest kaldı, meme uçlarım sertleşmişti. Emre eğildi, birini ağzına aldı. Diliyle yaladı, emdi, dişleriyle hafifçe ısırdı. Diğer eliyle diğer mememi ovuşturuyordu. Bacaklarım titriyordu.
Ellerim onun pantolonuna gitti. Kemerini çözdüm, fermuarı indirdim. İçinden çıkan şey, sert ve sıcaktı. Avucuma aldım, yavaşça sıvazladım. Emre’nin nefesi boğazında takıldı. “Daha hızlı,” diye fısıldadı.
Onu daha sert kavradım, başparmağımla ucunu ovdum. Pre-cum sızmıştı. Dizlerimin üzerine çöktüm. Ağzımı açtım, dilimi ucuna sürdüm. Tuzlu tadı dilimde dağıldı. Sonra bütününü ağzıma aldım. Yavaş yavaş, derinlemesine. Emre’nin elleri saçlarıma gömüldü. Kalçalarını ileri itti, boğazımın gerisine kadar girdi. Gözlerim sulandı ama bırakmadım. Emme sesleri, yutkunma seslerim odada yankılanıyordu.
Bir süre sonra Emre beni ayağa kaldırdı. Öptü, dilinde kendi tadımı hissettim. Sonra beni yatağa doğru itti. Sırtüstü yattım. Emre külotumu indirdi, bacaklarımı açtı. Yüzünü bacaklarımın arasına gömdü. Dili ıslak, sıcak ve acımasızdı. Klitorisimi buldu, yaladı, emdi, dilini içeri soktu. Kalçalarım yerinden oynuyordu. Ellerimle çarşafı kavradım. “Ah… Emre… daha…” diye inledim.
Parmaklarını da ekledi. Önce bir, sonra iki. İçeride kıvrılıp duruyor, o noktayı buluyordu. Dil ve parmaklar birlikte çalışırken, orgazm dalgası yükseldi. Bacaklarım titredi, kalçalarım gerildi, bir çığlık koptu boğazımdan. Sıvı aktı, Emre her damlasını yaladı.
Henüz bitmemişti. Emre ayağa kalktı, pantolonunu tamamen çıkardı. Üzerime çıktı. Bacaklarımı omuzlarına aldı. Ucu girişime dayandı. Bir an bekledi, gözlerime baktı. Sonra bir hamlede girdi. İçim doldu. İnce, uzun ve sertti. Her itişte daha derine gidiyordu. Kalçalarım yatağa çarpıyor, göğüslerim sallanıyordu. Emre eğildi, bir mememi ağzına aldı, emerken aynı anda sertçe sikti.
“Daha sert,” diye yalvardım. Emre hızlandı. Yatak gıcırdıyordu. Ter kokusu, seks kokusu odayı doldurmuştu. Ellerim sırtına geçti, tırnaklarımı kaydırdım. Emre inledi. Pozisyon değiştirdik. Ben üstüne çıktım. Dizlerimin üzerine çöktüm, yavaşça oturdum. İçimdeyken kalçalarımı çevirmeye başladım. Emre’nin elleri kalçalarıma yapıştı, beni aşağı çekiyordu. Her inişte daha derine batıyordu.
Göğüslerimi avuçladı, sıkıştırdı. Ben başımı geriye attım, saçlarım sırtıma döküldü. Hızımı arttırdım. Kalçalarım şap şap sesiyle vuruyordu. Emre’nin yüzündeki ifade… o zevk, o kontrolü kaybetme hali… beni daha da azdırdı. Bir elimi klitorisime götürdüm, ovuşturmaya başladım. İkinci orgazm daha güçlü geldi. Vücudum kasıldı, içim Emre’nin etrafında sıkılaştı. Emre de dayanamadı. Kalçalarını yukarı itti, boğuk bir iniltiyle boşaldı. Sıcaklığı içimde yayıldı.
Bir süre öyle kaldık. Nefeslerimiz hızla iniyor çıkıyordu. Emre hâlâ içimdeydi, yavaş yavaş yumuşuyordu. Sonunda yan yana uzandık. Parmakları karın deliğimde geziniyordu.
Ama gece henüz bitmemişti. Bir süre sonra Emre’nin eli tekrar bacaklarımın arasına kaydı. Parmakları ıslaklığımı buldu, yavaşça ovmaya başladı. “Daha istiyorum,” diye fısıldadı kulağıma. Ben de istiyordum. Dönüp ona sarıldım. Bu sefer daha yavaş, daha derin. Emre beni yan yatırdı, arkamdan girdi. Bir kolunu göğsüme doladı, diğer eliyle klitorisimi ovuyordu. Her itişte kalçalarım onun kasıklarına çarpıyordu. Bu pozisyonda daha derindi. Her hareket, o noktaya vuruyordu.
“Söyle adını,” diye mırıldandı.
“Bakırköy…” dedim nefes nefese, anlamsız bir şekilde. Belki de o geceyi, o yeri aklıma kazımak için. Emre güldü, ama gülüşü kısa sürdü. Hızlandı. Üçüncü orgazm geldiğinde, vücudum sarsıldı. Emre de hemen ardından boşaldı, bu sefer sırtıma doğru.
Sabaha karşı tekrar uyandık. Duş aldık. Sıcak suyun altında Emre beni duvara yasladı, bacaklarımı kaldırdı ve tekrar girdi. Islak tenler, kaygan hareketler… Su damlaları göğüslerimden akarken, Emre beni bir kez daha zirveye taşıdı.
Sabah olduğunda, ışık perdelerin arasından süzülüyordu. Emre giyinirken bana baktı. “Bir daha görüşecek miyiz?”
Gülümsedim. “Bakırköy’de her zaman bir yer buluruz.”
Kapıdan çıkarken, arkamdan baktım. Yatak dağınık, çarşaflar ter ve seks kokusuyla doluydu. O gece, Bakırköy’ün sıradan bir akşamı, bende bambaşka bir anıya dönüşmüştü. Vücudum hâlâ o dokunuşları hatırlıyordu. Bacaklarımın arasındaki o hafif sızı, göğüslerimdeki morluklar, dudaklarımdaki şişlik… Her biri, o geceye dair bir izdi.
Sonraki günlerde aklımdan çıkmadı. İşte otururken, tramvayda giderken, hatta duş alırken… Emre’nin elleri, dili, o sert girişi… Her hatırlayışta içim ısınıyordu. Birkaç gün sonra telefonum çaldı. Tanımadığım bir numara. Açtım.
“Yine aynı yerde olacağım bu akşam,” dedi ses. Emre’ydi.
Gülümsedim. “Ben de orada olacağım.”
Akşam olduğunda, aynı iskeleye doğru yürüdüm. Elbisem daha da kısaydı bu sefer. Altında hiçbir şey yoktu. Rüzgâr eteğimi savururken, serinlik tenime değiyordu. Emre oradaydı. Beni görünce ayağa kalktı. Bu sefer hiç konuşmadan, elimi tuttu ve beni tekrar o apartmana götürdü.
Kapı kapanır kapanmaz üzerime atıldı. Bu sefer daha açgözlüydük. Elbiseyi yırtarcasına çıkardı. Beni duvara yasladı, dizlerimin üzerine çöktürdü. Ağzımı açtı, sertliğini içine doldurdu. Ben yutkunurken, o kalçalarını ileri geri hareket ettiriyordu. Gözlerim sulandı ama zevkten. Sonra beni kaldırdı, bacaklarımı beline doladı ve ayakta sikti. Her itişte sırtım duvara çarpıyordu. Göğüslerim sallanıyor, meme uçlarım Emre’nin göğsüne sürtünüyordu.
Yatağa düştük. Emre beni ters çevirdi, kalçalarımı kaldırdı. Arkamdan girdi. Bu sefer daha sert, daha derin. Bir eliyle saçlarımı kavradı, diğer eliyle kalçamı tokatladı. Ses odada yankılandı. Ben de inliyordum, yalvarıyordum. “Daha… lütfen…”
Emre hızını arttırdı. Her vuruşta içim doluyor, sonra boşalıyordu. Orgazm geldiğinde, bacaklarım titredi, vücudum kilitlendi. Emre de boşaldı, sıcaklığı tekrar içime aktı.
Gece boyunca durmadık. Mutfakta, masanın üzerinde… Banyoda, lavabonun kenarında… Oturma odasında, koltuğun üzerinde… Her köşe, her yüzey, bizim oldu. Emre’nin dili, parmakları, o kalın üyesi… Vücudumun her yerini keşfetti. Ben de onu. Ellerimle, ağzımla, içimle.
Sabaha karşı, yorgun ve tatmin olmuş halde yan yana uzandık. Emre’nin parmakları saçlarımda geziniyordu. “Bu sadece bir gece miydi?” diye sordu.
Başımı kaldırdım, gözlerine baktım. “Hayır. Bakırköy’de başlayan şeyler, genellikle bitmez.”
O gülümsedi. Ben de. Dışarıda şafak söküyordu. Bakırköy uyanıyordu. Ama biz, o dar odada, hâlâ birbirimizin içindeydik. Ve biliyordum ki, bu sadece başlangıçtı.
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
Çatalca Vip’in loş, doğa manzaralı odasında, İstanbul’un kuzeybatı yakasının gece sessizliği uzaktan hissedilirken Eli...
Darıca Vip, Marmara’nın kıyısında, yeşil tepelerin eteğinde yükselen o modern sahil villasının adıydı. Gece, denizden gelen haf...
Edirne Vip’in loş, tarihi dokulu odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendi...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...
Bakırköy’ün dar ve nemli sokaklarında yürürken, sıcak yaz akşamının havası tenime yapışıyordu. Bakırköy&rsq...