Çamlıca’nın zirvesinde, İstanbul’un ışıkları ayaklarımızın altında bir mücevher gibi parıldarken, kalbim beklenmedik bir şiddetle çarpıyordu. Akşam rüzgârı çam dallarını hışırdatıyor, ince montumun yakasını savuruyordu; çünkü bir saat önce Çamlıca’nın o ünlü seyir terasında omuzlarımızın birbirine değdiği an hâlâ tenimde yanıyordu. Birkaç cümle sonra aynı isim dilime dolandı: Çamlıca… Bu tepe, yalnızca bir manzara noktası değil, bedenimin ve arzularımın ansızın, yüksekten ve derinden uyanış yeriydi.Adı Efe’ydi. Fotoğraf makinesiyle şehri çekmeye çalışırken, rüzgâr objektifini düşürmüş, ben de eğilip kaldırmıştım. Bakışlarımız çarpıştığında gülümsemiş, “Teşekkürler… buraya ilk kez mi geliyorsun?” diye sormuştu. “Hayır,” demiştim, “ama Çamlıca’yı bugün farklı görüyorum.” Konuşma uzamış, birlikte yürümüştük. Şimdi, tepenin daha ıssız bir çam korusunda, şehir ışıkları uzaktan parıldarken yan yanaydık.Efe durdu, beni bir çam gövdesine yasladı. Öpücüğü yavaş değil, açtı. Dilini dilime doladı, elleri montumu açtı, bluzumu yukarı sıyırdı. Göğüslerim serin tepe rüzgârına açıldığında inledim. Ağzı bir ucumu emdi, dilini dolaştırdı, dişlerini hafifçe gezdirdi. “Burada, herkesin görebileceği yükseklikte,” fısıldadı, “ama kimse görmeyecek.” Parmakları pantolonumun düğmesini çözdü, içeri süzüldü, ıslaklığıma ulaştı. “Bu kadar mı hazırladın kendini?” diye mırıldandı, iki parmağını birden sokarak.Dizlerimin üzerine çöktüm. Onun pantolonunu indirdim, sertliğini avuçladım. Başını dilimle yaladım, sonra yavaş yavaş ağzıma aldım. Boğazıma kadar indirdim, geri çekildim, tekrar indirdim. Efe’nin parmakları saçlarıma gömüldü, kalçalarını ileri itti. Çam kokusu ve rüzgâr tenimize karışırken, tükürüğüm çeneme aktı. “Daha derine… Çamlıca’nın rüzgârı duysun,” dedi, sesi boğuk. İtaat ettim, her itişte boğazım daraldı, gözlerim doldu ama bırakmadım.Beni kaldırdı, yumuşak çam iğnelerinin üzerine yatırdı. Üzerime çıktı, bacaklarımı ayırdı, sertliğini ıslaklığıma sürttü. Tek hamlede girdi. Derin ve doluydu. İnledim, sesim rüzgâra karıştı. Elleri kalçalarımı kavradı, ritmi yavaş başladı, sonra sertleşti. Her vuruşta çam iğneleri tenime batıyor, bedenlerimiz ıslak ıslak çarpışıyordu. Bir eliyle klitorisime bastırdı, daireler çizdi. Orgazm ani geldi, kaslarım kasıldı, etrafını sıktı. Efe da peşimden boşaldı, sıcaklığını içime bırakırken inledi.Ama bitmedi. Kalkıp tepenin daha loş bir seyir noktasına geçtik. Orada, demir korkuluklara tutunarak, arkadan girdi. Bir eliyle saçlarımı çekti, diğer eliyle göğsümü sıktı. “Aşağıya bak,” dedi, “şehir senin için yanıyor.” Bağırdım. Her vuruş daha derindi, kalçalarım onun kasıklarına çarpıyordu. İkinci orgazmım geldiğinde bacaklarım titredi, korkuluğa tutundum. Efe beni çevirdi, dizlerimin üzerine çöktürdü, dilini bacaklarımın arasına indirdi. Yaladı, emdi, parmaklarını tekrar soktu. Üçüncü kez boşaldım, çığlığım vadide yankılandı.Gece ilerledi. Yakındaki küçük bir çay bahçesinin arka odasına geçtik (sahibi tanıdığıydı, kapıyı kilitledi). Dar divanın üzerinde, bu sefer yavaş ve uzun. Efe her santimimi öptü: boynumu, göğüslerimi, karnımı, kalçalarımı, bacaklarımın içini. Dilini tekrar kullandı, ta ki dördüncü kez boşalana kadar. Sonra üstüme çıktı, yüz yüze girdi. Göz göze, nefes nefese. Ellerimi başımın üzerine sabitledi, ritmi değiştirdi: yavaş, hızlı, derin, yüzeysel. “Söyle,” dedi, “ne istiyorsun.” “Daha sert… ve daha yüksek,” diye yalvardım. İtaat etti. Beşinci orgazmımda gözyaşlarım aktı, zevkten.Sabahleyin, çamların arasında uyandık. Efe uyanmadan önce onu uyandırdım: ağzımla, dilimle, ellerimle. Gözlerini açtığında gülümsedi, beni üzerine çekti. Üstüne oturdum, yavaş yavaş indim. Kalçalarımı salladım, göğüslerim sarsıldı. Elleri belimi kavradı, beni yukarı kaldırıp indirdi. “Daha hızlı,” diye emretti. Hızlandım. Orgazm geldiğinde birbirimizi sıktık, nefesimiz kesildi. Aşağıda İstanbul uyanıyordu.Günler farklı geçti. Bir gün sis vardı. Çamlıca’nın patikalarında, sisin içinde, neredeyse görünmezken seviştik. Elbiselerimiz nemden yapışmıştı. Efe beni bir ağaca yasladı, pantolonunu indirdi, girdi. Sis yüzümüze çarparken ritmi sertti. “Sisin içinde kaybolalım,” diye mırıldandı. Boşaldık, güldük, tekrar başladık.Başka bir gece, tepenin en yüksek noktasında, ay ışığında. Kimse yoktu. Battaniyenin üzerinde, yavaşça salındık. Efe beni çevirdi, bacaklarımı omuzlarına aldı, derinlemesine girdi. “Seni burada, şehrin üzerinde istiyorum,” dedi. Orgazmımız rüzgârın sesine karıştı.Bir akşam, onun arabasında, Çamlıca’nın arka yolunda. Arka koltukta, dar alanda, zorla sığarak seviştik. Ellerim cama dayandı, o arkadan girdi, bir eliyle ağzımı kapattı. “Sessiz ol,” dedi, ama inlemelerim kaçtı. Orgazm ani ve şiddetliydi.Hafta sonuna doğru, duygular da karışmıştı. Yatağın (bu kez yakındaki küçük bir pansiyon odasının) üzerinde, yavaş ve uzun bir gece geçirdik. Efe her dokunuşunda ismimi fısıldadı, ben de onunkini. Orgazmlar artık sadece bedensel değil, daha derin geliyordu. Son gece, pencereden Çamlıca’nın ışıklarını ve şehri izlerken, o içimdeyken fısıldadı: “Kal. Bir süre daha.”Ayrılma sabahı geldiğinde, çantamı toplarken arkamdan sarıldı. “Son bir kez,” dedi. Yatağa düştük. Bu sefer hem sert hem yumuşak. Her giriş veda gibiydi. Orgazm geldiğinde gözyaşlarım aktı. Efe içimde boşalırken adımı ve Çamlıca’yı fısıldadı. “Buraya tekrar gel. Seni bekleyeceğim.”Teleferiğe binerken pencereden çamları, tepeleri, uzakta Boğaz’ı izledim. Kalbim hâlâ o ritimde atıyordu. Çamlıca… yalnızca bir tepe değil, bedenimin ve kalbimin bir anda yükseltildiği, her gece rüyama giren bir ateşti. Ve biliyordum ki bir gün tekrar dönecektim. Çünkü orada, o rüzgârda, o sisde, o şehir ışıklarının üzerinde, Efe’nin ellerinde, dilinde, içinde… kendimi kaybetmiş ve yeniden bulmuştum.
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
Çatalca Vip’in loş, doğa manzaralı odasında, İstanbul’un kuzeybatı yakasının gece sessizliği uzaktan hissedilirken Eli...
Darıca Vip, Marmara’nın kıyısında, yeşil tepelerin eteğinde yükselen o modern sahil villasının adıydı. Gece, denizden gelen haf...
Edirne Vip’in loş, tarihi dokulu odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendi...
İstanbul’un kalbinde, Şişli’nin neon ışıklarıyla aydınlanan dar sokaklarında geçen o gece, her şey “şişli escort&rd...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...