Çengelköy’ün sahil yolunda akşamüstü rüzgârı, çınarların yapraklarını usul usul sallarken denizin tuzlu kokusunu evlerin içine kadar taşıyordu. Eski yalıların balkonlarından sarkan begonviller, gün batımının kızıl ışığında daha da canlı görünüyordu. O akşam Çengelköy’de her şey daha yavaş, daha sıcak ve daha tehlikeli hissediliyordu.
Selin, demir kapının tokmağına dokunduğunda parmakları hafifçe titredi. Kapı aralandı. İçeriden loş bir ışık süzülüyordu. Ayakkabılarını çıkardı. Çıplak ayakları soğuk mermere değdiğinde omurgasından ince bir ürperti geçti. Koridorun sonundaki salonun kapısı açıktı. Orada, geniş pencerenin önünde, sırtı Boğaz’a dönük bir adam duruyordu.
Emre.
Onu en son iki yıl önce, aynı evde, aynı pencerede bırakmıştı. O zaman aralarında bitmemiş bir gece, yarım kalmış dokunuşlar ve hiç söylenmemiş cümleler vardı. Şimdi ise her şey daha ağır, daha keskindi. Emre yavaşça döndü. Gözleri Selin’i süzdü. Uzun, ölçülü, aç bir bakış.
“Geldin,” dedi sesi kısık.
Selin cevap vermedi. Sadece yaklaştı. Aralarındaki mesafe bir adım kalınca Emre elini kaldırdı, Selin’in yanağına dokundu. Başparmağı dudağının kenarını okşadı. Selin bir adım daha attı. Göğsü Emre’nin göğsüne değdi. Kumaşların arasından bile ısılarını hissediyorlardı.
Emre eğildi. Dudakları önce Selin’in alnına, sonra göz kapaklarına, sonra da dudağına değdi. Öpücük yavaştı. Dil uçları birbirine değdiğinde Selin hafifçe inledi. Emre’nin eli beline kaydı, kumaşı kavradı, yukarı çekti. Etek ucu kalçalarına toplandı. Soğuk hava çıplak tenine değdi.
“Burada mı?” diye fısıldadı Selin.
“Evet. Burada.”
Emre onu pencerenin kenarına doğru yürüttü. Selin’in sırtı cama dayandı. Dışarıda Boğaz’ın karanlık suları usul usul çalkalanıyordu. İçeride ise her şey hızla ısınıyordu. Emre diz çöktü. Etek ucunu daha da yukarı kaldırdı. Dantelli külotunun kenarını parmaklarıyla yakaladı, yavaşça aşağı indirdi. Kumaş bacaklarından kayıp ayak bileklerine düştü. Selin bir ayağını çıkardı. Emre öbür ayağını da tuttu, külotu tamamen çıkardı, bir kenara attı.
Sonra ağzını Selin’in bacaklarının arasına götürdü.
İlk yalama sıcak ve ıslaktı. Selin’in belinden bir titreşim geçti. Elleri cama yaslandı, parmakları buğulanmış yüzeye yapıştı. Emre diliyle yavaşça, ısrarla geziyordu. Bazen klitorisini emiyor, bazen dilini içeri sokup kıvrımlarını hissediyordu. Selin’in nefesleri hızlandı. Bacakları titriyordu. Emre bir elini Selin’in kalçasına koydu, onu daha fazla ağzına doğru çekti. Diğer eli ise gömleğinin düğmelerini çözmeye çalışıyordu. Düğmeler birer birer açıldı. Göğüsleri serbest kaldı. Emre bir an ağzını çekti, yukarı bakıp Selin’in memelerini seyretti, sonra tekrar dilini içeri daldırdı.
Selin’in inlemesi yükseldi. “Emre… lütfen…”
Adam ayağa kalktı. Selin’i kucağına aldı, salondaki geniş kanepeye taşıdı. Üzerine eğildi. Selin’in gömleğini tamamen çıkardı. Kendi gömleğini de sırtından sıyırdı. Tenleri birbirine değdiğinde ikisi de aynı anda nefesini tuttu. Emre pantolonunun düğmesini çözdü, fermuarını indirdi. İç çamaşırını aşağı çekti. Sertliği Selin’in karnına değdi. Sıcak, ağır, bekleyen.
Selin elini uzattı, onu kavradı. Başparmağıyla ucunu okşadı. Emre’nin gözleri karardı. Selin dizlerinin üzerine doğruldu, adamı kanepenin kenarına oturttu, sonra eğilip ağzına aldı. Yavaşça. Diliyle altını yaladı, sonra derinlemesine yuttu. Emre’nin eli saçlarına gitti, parmakları köklerinden tuttu. Selin’in başını yavaşça hareket ettirdi. Tükürük sesleri, ıslak sesler odaya yayıldı. Emre’nin nefesleri kesik kesikti.
Bir süre sonra Emre Selin’i geriye doğru yatırdı. Bacaklarını ayırdı. Ucu ıslak girişine dayandı. Bir saniye bekledi. Göz göze geldiler. Sonra yavaşça içeri girdi. Selin’in içini doldururken ikisi de aynı anda inledi. Emre tam köküne kadar girdi, orada kaldı. Selin’in etrafını sımsıkı sardığını hissediyordu. Sonra hareket etmeye başladı. Yavaş, derin, ölçülü vuruşlar. Her girişte Selin’in göğüsleri titriyordu. Emre eğilip bir memesini ağzına aldı, dilini ucuna doladı, emerken kalçalarıyla vurmaya devam etti.
Selin bacaklarını Emre’nin beline doladı. Topuklarıyla onu daha derine çekti. “Daha sert…” diye fısıldadı.
Emre dinledi. Vuruşlar hızlandı. Derinlik arttı. Oda cinsel birlikteliğin sesleriyle doldu: ten sesleri, ıslak sürtünme, nefesler, inlemeler. Emre bir elini Selin’in klitorisine götürdü, parmaklarıyla daireler çizdi. Selin’in içi daha da sıkılaştı. Orgazm yaklaştığını hissediyordu. Bacakları gerildi, tırnakları Emre’nin sırtına battı.
“Gel… benimle gel,” diye fısıldadı Emre.
Selin’in bedeni bir anda kasıldı. Dalga dalga gelen orgazm onu sardı. İçeriden sızan sıcaklık, bacaklarındaki titreme, boğazından çıkan boğuk çığlık… Emre da aynı anda boşaldı. Derin, uzun bir iniltiyle Selin’in içine aktı. Birkaç saniye hiç kıpırdamadılar. Sadece nefes alıyorlardı. Terleri birbirine karışmıştı.
Emre yavaşça çıktı. Selin’in yanına uzandı. Kollarını onun beline doladı. Parmakları hâlâ hafifçe titriyordu. Selin başını Emre’nin göğsüne yasladı. Dışarıda denizin sesi devam ediyordu. İçeride ise sadece kalp atışları vardı.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Emre parmaklarını Selin’in beline, kalçasına, uyluğunun içine gezdirdi. Dokunuşlar tekrar canlandı. Selin’in nefesleri yeniden hızlandı. Emre’nin eli bacaklarının arasına kaydı. Hâlâ ıslaktı. Parmaklarını içeri soktu, yavaşça hareket ettirdi. Selin bacağını kaldırdı, Emre’nin omzuna koydu. Adam parmaklarını daha derin, daha hızlı hareket ettirdi. Başparmağıyla klitorisini ovuşturdu. Selin’in ikinci orgazmı daha hızlı geldi. Bu sefer sesini bastıramadı. İnlemesi salonda yankılandı.
Emre parmaklarını çıkardı, ıslak parmaklarını Selin’in dudağına götürdü. Selin onları emdi. Sonra Emre tekrar üzerine çıktı. Bu sefer daha aceleciydi. Selin’i yüzüstü çevirdi, kalçalarını yukarı kaldırdı. Arkadan girdi. Derin, sert, ritmik. Selin’in yüzü yastığa gömüldü. Her vuruşta bedeni sarsılıyordu. Emre bir elini boynuna, diğerini kalçasına koydu. Parmakları boynunda hafifçe sıkıyordu. Selin’in içi tekrar kasılmaya başladı. Emre hızını artırdı. Son vuruşlarda neredeyse kontrolünü kaybediyordu. İkisi birden boşaldı. Selin’in bacakları titredi, Emre’nin bedeni onun üzerine yığıldı.
Sonra yine sessizlik.
Emre Selin’i yanına çekti. Terli bedenlerini birbirine sardı. Parmakları saçlarını okşuyordu. Selin gözlerini kapattı. Dışarıda Çengelköy’ün gecesi ağır ağır çöküyordu. İçeride ise iki beden, iki nefes, iki kalp hâlâ birbirine tutunuyordu.
Gece boyunca birkaç kez daha birbirlerine dokundular. Bazen yavaş, bazen aceleci. Kanepede, yerde, pencerenin önünde… Her seferinde biraz daha açıldılar, biraz daha derinlere indiler. Sabaha karşı, gri ışıklar odaya süzülmeye başladığında, Selin’in başı hâlâ Emre’nin göğsündeydi. Adamın parmakları usul usul belini okşuyordu.
“Kalacak mısın?” diye sordu Emre, sesi uykulu.
Selin cevap vermedi. Sadece daha sıkı sarıldı. Dışarıda martılar uyanmaya başlamıştı. Çengelköy’ün sabahı yavaş yavaş doğuyordu. Ama içeride, o loş odada, zaman hâlâ yavaş akıyordu. İki beden, iki nefes, ve aralarında biriken her şey… henüz bitmemişti.
Emre elini Selin’in memesine götürdü. Parmakları ucunu hafifçe sıktı. Selin’in nefesi yine değişti. Adam eğilip boynunu öptü, ısırdı, yaladı. Selin’in eli Emre’nin sertliğine uzandı. Hâlâ sertti. Selin onu kavradı, yavaşça sıvazladı. Emre inledi. Selin dizlerinin üzerine doğruldu, adamı yatırdı, üzerine çıktı. Yavaşça üzerine oturdu. İçine alırken ikisi de aynı anda nefes verdi. Selin kalçalarını hareket ettirmeye başladı. Yavaş, derin, daireler çizerek. Emre’nin elleri onun beline, sonra memelerine gitti. Selin başını geriye attı. Saçları sırtına döküldü. Ritmi hızlandı. İçerideki sürtünme her hareketle daha da yoğunlaşıyordu. Emre kalçalarını yukarı kaldırarak ona karşılık verdi. Selin’in orgazmı bu sefer daha uzun sürdü. Kasılmaları Emre’yi de tetikledi. Adam boğuk bir sesle boşaldı. Selin’in içi sıcaklığını aldı.
Sonra yine birbirlerine sarıldılar. Bu sefer daha yorgundular. Ama doymamışlardı. Emre’nin parmakları hâlâ Selin’in teninde geziniyordu. Sanki her santimini ezberlemek istiyormuş gibi. Selin gözlerini kapattı. Dışarıda denizin sesi, içeride ise sadece nefesler vardı.
Gün ağarırken, ışıklar daha netleşirken, Selin yavaşça kalktı. Emre’nin gözleri onu izliyordu. Selin eğilip onu öptü. Uzun, yavaş, derin bir öpücük. Sonra fısıldadı:
“Akşama yine gelirim.”
Emre gülümsedi. Elini uzattı, Selin’in bileğini tuttu.
“Beklerim.”
Selin giyinirken Emre hâlâ onu seyrediyordu. Kapıya doğru yürürken bir kez daha döndü. Göz göze geldiler. O bakışta her şey vardı: dün gece, bu sabah, ve henüz yaşanmamış tüm geceler.
Kapı kapandığında, Emre yalnız kaldı. Ama odada hâlâ Selin’in kokusu vardı. Yasemin, ter ve sex. Pencereden dışarı baktı. Çengelköy’ün sabahı yavaş yavaş uyanıyordu. Ama onun için gece henüz bitmemişti.
Akşam olunca yine aynı kapı çalacaktı. Ve her şey yeniden başlayacaktı. Daha yavaş, daha derin, daha doyumsuz…
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
Çatalca Vip’in loş, doğa manzaralı odasında, İstanbul’un kuzeybatı yakasının gece sessizliği uzaktan hissedilirken Eli...
Darıca Vip, Marmara’nın kıyısında, yeşil tepelerin eteğinde yükselen o modern sahil villasının adıydı. Gece, denizden gelen haf...
Edirne Vip’in loş, tarihi dokulu odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendi...
İstanbul’un kalbinde, Şişli’nin neon ışıklarıyla aydınlanan dar sokaklarında geçen o gece, her şey “şişli escort&rd...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...