Yıldız’ın yamaçlarında, akşamüstü güneşi Boğaz’a vururken, hava hafif bir deniz ve çam kokusuyla doluydu. Parkın ağaçları altında yürüyen insanlar, sarayın eski duvarlarına bakıyor, kafelerden süzülen yumuşak müzik sokaklara taşıyordu. Ben o sırada uzun bir iş gününün ardından eve dönüyordum; yorgun adımlarımla kaldırımda ilerlerken gözüm, köşedeki eski bir apartmanın merdivenlerinde oturan kadına takıldı. Uzun, dalgalı kahverengi saçları omuzlarına dökülmüş, ince bileklerindeki gümüş bilezikler ışıkta parlıyordu. Gözlerimiz kesiştiğinde dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Yanına yaklaştım. “Bu semtte akşamlar hep böyle mi büyüleyici?” diye sordum. O gülümsedi: “Yıldız bazen insanı yavaşlatır, bazen de içindeki ateşi uyandırır.” Konuşmaya başladık; şehirden, yalnız gecelerden, arzunun sessiz çağrısından… Her bakışında gerilim artıyordu. Parmakları elbisesinin kenarında gezinirken, hayal gücüm o parmakların tenimde nasıl dolaşacağını canlandırıyordu.Birkaç adım sonra birlikte yürümeye karar verdik. Semtin sakin sokaklarından geçerek onun dairesine doğru ilerledik. Merdivenleri çıktık, kapıyı açtı. İçeri girer girmez arkamızdan kapı kapanır kapanmaz elleri yakama sarıldı. Dudaklarımızı birleştirdik. Öpücük yavaş başladı, sonra ateşlendi; dilimiz dilimize dolandı, dişlerimiz hafifçe ısırdı, nefeslerimiz birbirine karıştı. Ellerim beline kaydı, ipek bluzunu yukarı doğru sıyırdım. Teninin sıcaklığı avuçlarımı yaktı. O da benim gömleğimin düğmelerini birer birer açtı, parmakları göğsümde dolaşırken titrediğimi hissettim. “Bekleme artık,” diye fısıldadı, sesi boğuk.Yatak odasına doğru ilerledik, giysilerimiz yolda döküldü. Onu yatağın kenarına oturttum, dizlerimin üzerine çöktüm. Bacaklarını yavaşça ayırdım. İç çamaşırının dantel kenarını parmaklarımla kavradım, aşağı kaydırdım. Islaklığı gözlerimin önündeydi; pembe, şişkin, arzulayan. Dilimi uzattım, yavaşça yaladım. Tadı tuzlu ve tatlıydı. O inledi, parmaklarını saçlarıma gömdü. Daha derin yaladım, dilimi içeri soktum, klitorisini emdim, dilimin ucuyla hafifçe vurdum, daireler çizdim. Kalçaları yukarı kalktı, bedeni gerildi. “Daha sert… lütfen yala,” diye yalvardı. İki parmağımı yavaşça içeri kaydırdım, ritmik hareketlerle onu okşadım, büktüm. İçerisi sıcaktı, daralıyordu, ıslaklığı avucuma aktı. Orgazmı yaklaşırken bacakları titredi, boğuk bir çığlıkla boşaldı; suları dilime aktı, ben de her damlasını yuttum, yalayarak temizledim, dilimi gezdirdim.Henüz bitmemiştik. O beni yatağa itti, üzerine çıktı. Elleriyle sertleşmiş penisimi kavradı, başını yavaşça ağzına aldı. Sıcak, ıslak dilinin etrafımda dönmesi, emmesi, dişlerinin hafif sürtünmesi… Başımı geriye attım. Daha derine aldı, boğazının kasılmalarını hissettim. Tükürüğü damladı, elleri taşaklarımı okşadı, sıvazladı, hafifçe sıktı. “İçine almak istiyorum,” dedi, sesi boğuk ve istekli. Üzerime oturdu, yavaşça aşağı indi. İçine girerken ikimiz de inledik. Sıcaklığı, sıkılığı… Kalçalarını hareket ettirmeye başladı, yavaş dalgalar halinde, dairesel. Ellerim memelerine uzandı; sertleşmiş uçlarını parmaklarım arasında ezerken, o daha hızlı sallanmaya başladı. Göğüsleri zıplıyordu, saçları yüzüme dökülüyordu. Derinlemesine girip çıkıyordum, her inişte kalçalarım onun kalçalarına çarpıyordu, ten sesi odaya yayılıyordu.Pozisyon değiştirdik. Onu dört ayak üzerine getirdim. Arkadan girdim, derin ve yavaş. Bir elim belinde, diğer elim klitorisini ovuyordu, parmaklarım ıslaklığına batıyordu. O başını yastığa gömdü, inlemeleri boğuklaştı. “Daha sert… vur bana, doldur,” diye yalvardı. Hızımı artırdım, kalçalarımı savurdum. Tenimizin çarpma sesi, ter kokusu, nefeslerimizin karışması… Parmaklarımı ağzına götürdüm; emdi, dilini doladı, tükürüğü aktı. İçerisi daha da daraldı, ikinci orgazmı geldiğinde duvarları etrafımda kasıldı, beni de sürükledi. Ama tuttum kendimi, devam ettim, daha derin, daha hızlı, kalçalarımı savurarak.Onu sırtüstü yatırdım, bacaklarını omuzlarıma aldım. Derinlemesine, açılı bir şekilde girdim. Göz göze bakıştık. Her itişte nefesimiz kesiliyordu. Ellerim göğsünde gezerken, o tırnaklarını sırtıma geçirdi, çizdi. “Boşal içime,” dedi, sesi titrek ve ısrarlı. Daha hızlı, daha derin… Sonunda tutamadım. Sıcak boşalmamı hissettiğinde o da tekrar titredi, birlikte geldik. İçinde titreşirken, sularımız birbirine karıştı, bacaklarından aşağı aktı.Bir süre kucaklaştık, terli bedenlerimiz yapışmış halde. Ama arzu bitmemişti. Biraz dinlendikten sonra, o yeniden elime sarıldı, yavaşça okşadı, parmaklarını başımda gezdirdi, sıvazladı. Sertleşmem uzun sürmedi. Bu sefer duşta devam ettik. Sıcak suyun altında, sırtını duvara dayadım, bacaklarını kaldırdım. Ayakta girdim, suyun sesi inlemelerimizi bastırıyordu. Kaygan tenimiz, su damlaları, sabun köpüğü… Ellerim kalçalarında, onu yukarı kaldırıp indirdim. Memelerini emdim, ısırdım, dilimle uçlarını yuvarladım. O da boynumu öptü, ısırdı, dilini kulağıma soktu. Üçüncü orgazmında bacakları zayıfladı; tuttum, içine boşaldım bir kez daha, sıcaklığım sularla karıştı.Yatağa döndük. Bu sefer o üstte, yavaş ve kontrol sahibi. Kalçalarını dairesel hareketlerle çevirirken, penisimin her santimini hissettim. Ellerim belinde, ona yardım ettim, kalçalarını sıktım. Göğüsleri yüzüme yaklaştığında dilimi uzattım, uçlarını emdim, ısırdım. “Sertleşmişsin yine,” diye gülümsedi, nefesi sıcak. Daha hızlı sallanmaya başladı, yatağın gıcırtısı arttı, yaylar inledi. İçinde boşalırken o da inledi, suları kalçalarıma aktı, bedenim titredi.Gece boyunca birkaç kez daha birbirimizi aldık. Sabaha karşı, yorgun ama tatmin olmuş halde yatıyorduk. Pencereden Yıldız’ın parkının ve Boğaz’ın sessiz ışıkları süzülüyordu. O parmaklarını göğsümde gezdirirken fısıldadı: “Bu geceyi unutmayacağız.” Ben de onun tenini öptüm, yavaşça, boyundan memelerine, karnına, daha aşağı… Belki yeni bir başlangıçtı, belki sadece bir gecelik ateş… Ama o gece, tenimizin birleştiği her an, her inleme, her orgazm, bedenlerimizin en derin arzularını serbest bırakmıştı.Sabah kahvaltısında bile, masanın altında ayağı ayağıma sürtünürken, yeniden ateşleniyorduk. Mutfakta, tezgâhın kenarına oturttum onu, eteklerini kaldırdım. İç çamaşırı yoktu. Diz çöktüm, dilimle onu yeniden tatlı tatlı yaladım, dilimi içeri soktum, klitorisini emdim. O kahve fincanını tutarken inledi, bacakları omuzlarıma sarıldı, parmakları saçlarıma gömüldü. Parmaklarım içeri girip çıktı, dilim klitorisinde dans etti, hızlı hızlı. Boşaldığında fincan elinden düştü, kahve yere saçıldı. Gülüştük, ama gülüşümüz öpücüğe dönüştü, dilimiz dilimize dolandı. Onu kaldırdım, salona götürdüm. Kanepede, yan yatış pozisyonunda girdim. Yavaş, derin, uzun… Ellerim memelerinde, dudaklarım boynunda, ısırarak. Her itişte “ahh” sesleri çıkarıyordu, boğuk ve istekli. Saatlerce sürdü sanki; orgazmlar peş peşe geldi, bedenlerimiz eridi, ter aktı.Öğlene doğru, balkonun camlarını açtık. Manzara önümüzdeydi, ama biz birbirimize bakıyorduk. O çıplak bedeniyle karşıma geçti, diz çöktü. Ağzına aldı, yavaşça emdi, dilini gezdirdi, başımı boğazına kadar aldı. Ben parmaklarımı saçlarına gömdüm, ritmini yönlendirdim, kalçalarımı hafifçe hareket ettirdim. Boğazına kadar aldı, tükürük aktı, gözleri yaşardı ama bırakmadı. Sonra ayağa kalktı, sırtını cam’a dayadı. Kaldırdım bacaklarını, girdim. Cam’ın soğukluğu tenine işlerken, içerisi sıcacıktı. Hızlı ve sert… Komşuların duyabileceği kadar yüksek inledik, “daha… daha derin” diye yalvardı. Boşaldığımda, sularım bacaklarından aşağı aktı, cam’a damladı, parmaklarımla yaydım.Gün boyu ara vermeden devam ettik. Yatakta, yerde, duşta, hatta merdiven sahanlığında… Her seferinde daha tutkulu, daha cesur. O bana diz çöktürdü, üzerine oturdu, yüzüme sürttü, ıslaklığını dilime bastırdı. Dilimle onu yalarken, o kendi memelerini sıkıyordu, uçlarını eziyordu. Ben de onu çevirdim, anüsünü yavaşça yaladım, dilimi gezdirdim, parmakla okşadım, yağladım. Sonra yavaşça oraya da girdim; dikkatli, yavaş, derin. O inledi, “yavaş… ama devam et, doldur beni,” dedi. Derinlemesine, ritmik… Ellerim klitorisindeyken o boşaldı, ben de peşinden, sıcaklığımı içine bıraktım.Akşam olduğunda, yorgun düşmüştük. Ama hâlâ birbirimize dokunuyorduk. Yatağa uzanmış, parmaklarımızı birbirimizin ıslak bölgelerinde gezdirirken, yavaş orgazmlar yaşıyorduk. Öpüşmeler, yalamalar, emmeler, parmaklamalar… Gece yarısına kadar sürdü. Sonunda, kollarımda uyuyakaldı. Nefesi göğsümde, teni tenime yapışık, bacakları bacaklarıma dolanmış.Sabah uyandığımda, o hâlâ oradaydı. Gözlerini açtı, gülümsedi. “Bir daha mı?” diye fısıldadı, eli yavaşça aşağı kaydı. Cevabım belliydi. Yeniden başladı her şey: yavaş öpücükler, yükselen nefesler, kaygan tenler, derin penetreasyonlar, karşılıklı orgazmlar. Yıldız’ın bu sessiz dairesinde, iki yabancı, bedenlerinin dilini konuşmuş, arzunun en uç noktalarına ulaşmıştı. O gece ve o gün, unutulmaz bir erotik rüya gibi geçmişti; her dokunuş, her inleme, her boşalma, ruhumuza işlemişti.Ve biz, hâlâ birbirimizi istiyorduk. Ellerimiz yeniden gezindi, dudaklarımız yeniden birleşti, bedenlerimiz yeniden sardı. Onun inlemeleri geceye karışırken, tenimiz ateş gibi yanıyordu.
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
Çatalca Vip’in loş, doğa manzaralı odasında, İstanbul’un kuzeybatı yakasının gece sessizliği uzaktan hissedilirken Eli...
Darıca Vip, Marmara’nın kıyısında, yeşil tepelerin eteğinde yükselen o modern sahil villasının adıydı. Gece, denizden gelen haf...
Edirne Vip’in loş, tarihi dokulu odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendi...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...
Düzce Vip’in loş, orman manzaralı odasında, Karadeniz’in gece serinliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez ken...